Başarılı liderlerin, kısa vadeli riskleri tespit edebilmek için bir mikroskoba, uzun vadeli fırsatları görebilmek içinse bir teleskoba aynı anda ihtiyaç duyduğu sıkça söylenir. Zaman ufukları arasındaki bu gerilim, 95 ülke ve bölgeden 4.454 CEO’nun yanıtlarına dayanan PwC’nin 29. Küresel CEO Araştırması’nın da tekrar eden ana temalarından biri.
Önümüzdeki yıl için CEO’lar, güçlüklerle kuşatılmış bir dünya görüyor. Şirketlerinin kısa vadeli büyüme görünümüne ilişkin güvenleri belirgin biçimde azalırken; makroekonomik dalgalanma, siber riskler ve jeopolitik çatışmalar gibi çeşitli risklere yönelik endişeleri artıyor. Buna karşın, işlerini yeniden şekillendirmeye yönelik uzun dönemli fırsatlara odaklanmaya devam ediyorlar. Anlık getirilerin çoğu zaman net olmamasına rağmen yapay zekâya yatırım yapmayı sürdürüyor, inovasyonu önceliklendiriyorlar. Ayrıca, küresel ekonomiyi yeniden biçimlendiren, sektörler arası yeniden yapılanma süreciyle birlikte pek çoğu yeni sektörlere adım atıyor.
Yeniden yapılanmanın bu boyutlarında hızlı hareket eden CEO’lar, rakiplerine kıyasla daha iyi performans göstermesi ise önemli bir nokta olarak karşımıza çıkıyor.
Yeni ve artan risklerin olduğu bir dünyada, perekande ve tüketici ürünleri sektöründeki CEO’lar soğukkanlılığını koruyor. Gümrük tarifeleri, alarm zillerini çalıp kararları askıya almak için bir gerekçe olarak görülmüyor. Tam tersine, yönetilmesi gereken bir değişken olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu sakinlik, gerçekçi bir değerlendirmeyle de desteklenmeli. CEO’lar varsayımlarını tekrar gözden geçirilmeli ve pazar ile tedarik zincirlerini stres testine tabi tutarak, kararlarını veriyle desteklenmeli.
Belirsizlikle karşı karşıya kalındığında bakış açılarını değiştirmek rekabet avantajı yaratabilir, bununla birlikte katı planlara sıkı sıkıya tutunmak ise ilerlemeyi yavaşlatabilir.
Enerji, Altyapı ve Doğal Kaynaklar sektöründeki şirketler varlık yoğun ve güvenlik açısından kritik ortamlarda faaliyet gösterdikleri için güçlü bir yapay zekâ altyapısı artık temel bir gereklilik.
Operasyonlar genelinde yapay zekâyı uygulamaya devam ederken, bu teknolojiden gerçekten en yüksek değeri elde edip etmediğini düzenli olarak analiz etmek gerekiyor.
İyi sonuç veren uygulamaları ölçeklendirmek için önemli bir fırsat var. Böylece yapay zekâ, yalnızca tekil kazanımlar değil; ölçülebilir verimlilik ve dayanıklılık sağlayan bir etki yaratabilir.
Sektör sınırları giderek belirsizleşirken, finansal hizmetler şirketleri için büyük ölçekli iş birlikleri önemli bir rekabet avantajına dönüşüyor.
Bu nedenle odak noktası yalnızca müşteri tabanını ya da pazar etkisini büyütmek olmamalı; tamamlayıcı yetkinlikler kazanmak da en az bunun kadar kritik. Dönüşümünü hızlandırabilecek iş ortaklarını bilinçli şekilde seçmek gerekiyor.
Aynı anda günlük operasyonları yönetirken, özellikle teknoloji şirketleri başta olmak üzere yeni değer zinciri oyuncularıyla birlikte çalışmayı mümkün kılacak sistem ve veri altyapılarına yatırım yapmak da artık vazgeçilmez.
Sağlık sektöründe yapay zekânın potansiyeli oldukça geniş; hasta sonuçlarını ve klinik verimliliği iyileştirmekten, araştırma-geliştirme süreçlerini ve operasyonel performansı hızlandırmaya kadar pek çok alanda değer yaratıyor. Ancak gerçek etki, sağlam temeller üzerine inşa ediliyor.
Somut getiri elde etmek için temel teknolojiyi modernize etmeye, veriye erişimi ve veri kalitesini artırmaya, sorumlu yapay zekâ ilkeleri ile risk kontrollerini süreçlere entegre etmeye odaklanmak gerekiyor.
Birçok sağlık sektörü CEO’su teknolojiyi hâlâ bir kısıt olarak görürken, yapay zekâyı güvenle ve tutarlı biçimde kullanabilmek için gerekli altyapıyı bugünden oluşturmak kritik önem taşıyor.
Endüstriyel üretim sektöründe sınırlar çok daha hızlı biçimde iç içe geçiyor. Bu tablo, sektörün kendini aktif biçimde yeniden kurguladığını, müşteriye daha da yaklaştığını ve yeni pazarları keşfettiğini gösteriyor. Havacılık ve savunma (A&D) ise özellikle cazip bir büyüme alanı olarak öne çıkıyor. Sektör çizgileri belirsizleştikçe, büyük ölçekli iş birlikleri sanayi ve hizmet şirketleri için önemli bir rekabet avantajına dönüşüyor.
Sektördeki CEO’ların üçte biri, önümüzdeki 12 ayda gelir artışı konusunda son derece/gayet iyimser. Özellikle iş hizmetleri ile mühendislik ve inşaat sektörleri daha umutlu görünüyor. Ancak üç yıllık güven seviyesi, küresel ortalamanın altında kalıyor; bu da liderlerin kısa vadeli ivmeyi orta vadeli belirsizlikle dengelemeye çalıştığını gösteriyor.
Özel Sermaye sektöründeki CEO’ların;
TMT şirketleri inovasyon konusunda pek çok sektöre kıyasla daha güçlü. Pazara çıkış hızları rakiplerinin önünde; ancak sürdürülebilir büyüme için sağlam bir yapay zekâ temeli şart.
Daha tutarlı sonuçlar elde etmek için, kanıtlanmış kullanım senaryolarını kurum genelinde ölçeklendirmeye odaklanırken, ilerlemeyi yavaşlatan eski süreç ve sistemlerin yarattığı darboğazları da ele almak gerekiyor.
Bazı organizasyonlar için agentic AI gibi yaklaşımlar, mevcut iş akışlarını tamamlayarak büyük ölçekli sistem dönüşümlerini beklemeden daha hızlı değer sunmalarını sağlayabilir.
CEO’lara bugünlerde kendilerini en çok hangi sorunun düşündürdüğünü sorduğumuzda, açık ara öne çıkan başlık şu oldu: Yapay zekâ dâhil olmak üzere teknolojiyle aynı hızda ilerleyebilmek için işimizi yeterince hızlı dönüştürüyor muyuz?
CEO’ların yaklaşık üçte biri (%29), son 12 ayda yapay zekâ kullanımının ek gelir anlamında somut sonuçlar yarattığını söylüyor, Türkiye’deki CEO’lar için bu oran %28. Maliyet tarafında ise CEO’ların %26’sı yapay zekâ sayesinde maliyetlerin azaldığını, %22’si ise arttığını belirtiyor; Türkiye’deki CEO’ların %30’u maliyetlerin azaldığını söylerken, %12’si maliyetlerin arttığını belirtiyor. Katılımcıların yarıdan fazlası (%55), yapay zekânın ne gelir artışı ne de maliyet düşüşü yarattığını ifade ederken; her sekiz CEO’dan yalnızca biri (%12) Türkiye’deki CEO’ların ise %21’i her iki olumlu etkiyi birden gördüğünü söylüyor.
Açıkça görülüyor ki yapay zekâ çağının henüz erken aşamalarındayız. CEO’lara, şirketlerinde yapay zekâyı iş genelinde ne ölçüde uyguladıkları sorulduğunda, talep yaratma (%22), destek hizmetleri (%20), şirketin ürünleri, hizmetleri ve deneyimleri (%19), yön belirleme (%15) ve talep karşılama gibi alanlarda yapay zekâyı geniş ya da çok geniş ölçekte kullandığını söylüyorlar - ancak bu oranların görece düşük olduğunu söylemek mümkün.
Türkiye’deki CEO’lar da benzer şekilde en fazla talep yaratmak (%14), şirket ürün, hizmet ve deneyimleri (%4), destek hizmetleri (%12) için kullandıklarını belirtiyorlar.
CEO’ların yaklaşık yarısı (%51), önümüzdeki yıl uluslararası yatırım yapmayı planlıyor. Bu küresel hedefler daha yakından incelendiğinde, Amerika Birleşik Devletleri konumunu güçlendirerek öne çıkıyor; CEO’ların üçte birinden fazlası (%35), ABD’yi yatırımlarının en yüksek payını alacak ilk üç ülke arasında gösteriyor. Birleşik Krallık ve Almanya (her ikisi de %13) ile Çin Anakarası (%11) da popüler tercihler olmaya devam ediyor.
Geçen yılki araştırmaya kıyasla dikkat çeken değişimlerden biri ise Hindistan’da görülüyor. Uluslararası yatırım yapmayı planlayan CEO’ların %13’ü Hindistan’ı tercih ederken, bu oran geçen yıl %7 seviyesindeydi.
CEO’lar için merkez pazarlar (ABD/Avrupa) kalıcı, Türkiye’de ise merkez pazarlar korunurken bölgesel seçenekler dönemsel olarak öne çıkıyor. Türkiye’deki CEO’lar için, ABD ve Almanya her yıl ilk 5’te ve oranları da oldukça yüksek. Bu iki pazarın sürekliliğine ek olarak Türkiye verisi daha “bölgesel açılım” sinyali veriyor: 2022’de Irak (%10), 2024–2025’te Suudi Arabistan (%16 / %11), 2025’te Azerbaycan (%13) ilk 5’e giriyor. Bu, Türkiye’deki CEO’ların belirsizlik dönemlerinde büyümeyi sadece büyük küresel pazarlarda değil, yakın coğrafyada, daha erişilebilir ve hızlı ölçeklenebilir ticaret koridorlarında da aradığını gösteriyor.
CEO’lara bugünlerde kendilerini en çok endişelendiren soruyu seçmeleri istendiğinde, teknoloji ve yapay zekânın ardından ikinci sırada inovasyonla ilgili bir konu öne çıkıyor:
Şirketimin inovasyon kapasitesi, belirsiz bir geleceğe hazırlanmak için yeterli mi? Ayrıca CEO’ların yarısı inovasyonun şirketlerinin iş stratejisinin merkezinde yer aldığını söylüyor. Araştırmada toplam altı farklı inovasyon dostu yaklaşımı sorduk. CEO’ların onda birinden azı (%8), şirketlerinin bu altı yaklaşımın en az beşini geniş ya da çok geniş ölçekte hayata geçirdiğini belirtiyor.
İnovasyonu iş stratejisinin kritik bir bileşeni olarak görenlerin oranı tüm katılımcılar arasında %50, Türkiye’de ise %43. İnovasyonu hızlandırmak için dış paydaşlarla iş birliği yapanlar küreselde %33, Türkiye’de ise %29. Aradaki fark küçük ama yine de Türkiye’de ekosistem ortaklıklarının “ölçekli” bir yöntem olarak biraz daha sınırlı kullanıldığını düşündürüyor.
En önemli ayrışma risk toleransında: inovasyon projelerinde yüksek düzeyde riski tolere ediyoruz diyenlerin oranı %25, Türkiye’de ise bu oran %16. Türkiye’de inovasyon niyeti var, test var; ama belirsizlik ortamında risk toleransı belirgin şekilde daha düşük demek mümkün.
Hiçbir organizasyon her alanda mükemmel olamaz. Bu kritik dönemde CEO’ların karşı karşıya olduğu asıl zorluk, üst yönetim ekipleri ve yönetim kurullarıyla birlikte, önümüzdeki inovasyon ve sektörlerin yeniden yapılanacağı on yıl için şirketin değer yaratma reçetesinin nasıl değişmesi gerektiğine karar vermek. CEO’ların karşılaştığı sorunlara tek bir doğru yanıt yok — kimse küresel ekonominin on yıl sonra nasıl görüneceğini kesin olarak bilemez. Ancak belki de en büyük tehlike inkâr.
Bu seneki Küresel CEO Araştırması boyunca, iş ve faaliyet modellerini yeniden şekillendirme konusunda en ileriye ve en hızlı giden şirketlerin, daha az dinamik rakiplerini geride bıraktığına dair güçlü kanıtlar görüyoruz. Özetlemek gerekirse:
Yapay zekâ çağının belirsizliğinde liderlik
Yönetici Özeti | Türkiye Sonuçları