Başarılı liderlerin, kısa vadeli riskleri tespit edebilmek için bir mikroskoba, uzun vadeli fırsatları görebilmek içinse bir teleskoba aynı anda ihtiyaç duyduğu sıkça söylenir. Zaman ufukları arasındaki bu gerilim, 95 ülke ve bölgeden 4.454 CEO’nun yanıtlarına dayanan PwC’nin 29. Küresel CEO Araştırması’nın da tekrar eden ana temalarından biri.
Önümüzdeki yıl için CEO’lar, güçlüklerle kuşatılmış bir dünya görüyor. Şirketlerinin kısa vadeli büyüme görünümüne ilişkin güvenleri belirgin biçimde azalırken; makroekonomik dalgalanma, siber riskler ve jeopolitik çatışmalar gibi çeşitli risklere yönelik endişeleri artıyor. Buna karşın, işlerini yeniden şekillendirmeye yönelik uzun dönemli fırsatlara odaklanmaya devam ediyorlar. Anlık getirilerin çoğu zaman net olmamasına rağmen yapay zekâya yatırım yapmayı sürdürüyor, inovasyonu önceliklendiriyorlar. Ayrıca, küresel ekonomiyi yeniden biçimlendiren, sektörler arası yeniden yapılanma süreciyle birlikte pek çoğu yeni sektörlere adım atıyor.
Yeniden yapılanmanın bu boyutlarında hızlı hareket eden CEO’lar, rakiplerine kıyasla daha iyi performans göstermesi ise önemli bir nokta olarak karşımıza çıkıyor.
CEO’lara bugünlerde kendilerini en çok hangi sorunun düşündürdüğünü sorduğumuzda, açık ara öne çıkan başlık şu oldu: Yapay zekâ dâhil olmak üzere teknolojiyle aynı hızda ilerleyebilmek için işimizi yeterince hızlı dönüştürüyor muyuz?
CEO’ların yaklaşık üçte biri (%30), son 12 ayda yapay zekâ kullanımının ilave gelir yoluyla somut sonuçlar yarattığını söylüyor. Maliyetler tarafında ise CEO’ların %26’sı yapay zekâ sayesinde maliyetlerin azaldığını, %22’si ise arttığını belirtiyor. Katılımcıların yarıdan fazlası (%56), yapay zekânın ne gelir artışı ne de maliyet düşüşü yarattığını ifade ederken; her sekiz CEO’dan yalnızca biri (%12) her iki olumlu etkiyi birden gördüğünü söylüyor.
Çoğu şirket, yapay zekâdan daha yüksek gelir ya da daha düşük maliyet elde edemezken, az sayıda şirket her iki kazanımı birden sağlıyor.
Açıkça görülüyor ki yapay zekâ çağının henüz erken aşamalarındayız. CEO’lara, kuruluşlarında yapay zekâyı iş genelinde ne ölçüde devreye aldıkları sorulduğunda, talep yaratma (%22), destek hizmetleri (%20), şirketin ürünleri, hizmetleri ve deneyimleri (%19), yön belirleme (%15) ve talep karşılama (%13) gibi alanlarda yapay zekâyı geniş ya da çok geniş ölçekte kullandığını söyleyenlerin oranının görece düşük olduğu görülüyor.
Ayrıca PwC’nin 2025 Geleceğin Çalışma Hayatına Dair Umutlar ve Endişeler Araştırması’na göre, çalışanların yalnızca %14’ü üretken yapay zekâyı her gün kullandığını belirtiyor.
CEO’ların yarıdan biraz fazlası (%51), önümüzdeki yıl uluslararası yatırım yapmayı planlıyor. Bu küresel hedefler daha yakından incelendiğinde, Amerika Birleşik Devletleri konumunu güçlendirerek öne çıkıyor; CEO’ların üçte birinden fazlası (%35), ABD’yi yatırımlarının en yüksek payını alacak ilk üç ülke arasında gösteriyor. Birleşik Krallık ve Almanya (her ikisi de %13) ile Çin Anakarası (%11) da popüler tercihler olmaya devam ediyor.
Geçen yılki araştırmaya kıyasla dikkat çeken değişimlerden biri ise Hindistan’da görülüyor. Uluslararası yatırım yapmayı planlayan CEO’ların %13’ü Hindistan’ı tercih ederken, bu oran geçen yıl %7 seviyesindeydi.
Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan da ilk ona giriyor. Tüketim ürünleri, bankacılık ve sermaye piyasaları, sağlık hizmetleri, teknoloji ile mühendislik ve inşaat sektörlerinden CEO’ların güçlü ilgisi dikkat çekiyor. Bu tablo, Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) ülkelerinin model şehirler, sanayi kümeleri ve büyük ölçekli veri merkezi projelerini içeren çok yıllı iddialı altyapı yatırımlarıyla Orta Doğu ekonomisinin petrol ve gaz dışına doğru çeşitlendiğini bir kez daha hatırlatıyor. Veri merkezi fırsatları yalnızca teknoloji şirketleriyle sınırlı değil; mühendislik ve inşaat firmaları, kamu hizmetleri şirketleri, altyapı yatırımcıları ve bankalar için de önemli bir alan oluşturuyor.
Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan, CEO’lar nezdinde uluslararası yatırım destinasyonu olarak daha da öne çıkıyor.
CEO’lara bugünlerde kendilerini en çok endişelendiren soruyu seçmeleri istendiğinde, teknoloji ve yapay zekânın ardından ikinci sırada inovasyonla ilgili bir konu öne çıkıyor: Şirketimin inovasyon kapasitesi, belirsiz bir geleceğe hazırlanmak için yeterli mi?
Ancak inovasyonu destekleyen somut uygulamalara bakıldığında, hedeflerle gerçeklik arasında bir boşluk olduğu görülüyor. CEO’ların yalnızca dörtte biri, şirketlerinin yüksek riskli inovasyon projelerine geniş ya da çok geniş ölçekte tolerans gösterdiğini; düşük performanslı Ar-Ge projelerini durdurmaya yönelik yerleşik süreçlere sahip olduğunu; ya da tanımlı bir inovasyon merkezi, kuluçka yapısı veya kurumsal girişim sermayesi birimi bulunduğunu ifade ediyor. Toplamda altı farklı “inovasyon dostu” uygulama soruldu. CEO’ların onda birinden azı (%8), şirketlerinin bu altı uygulamanın en az beşini geniş ya da çok geniş ölçekte hayata geçirdiğini belirtiyor.
CEO’ların yarısı inovasyonun şirketlerinin iş stratejisinin merkezinde yer aldığını söylüyor.
Hiçbir organizasyon her alanda mükemmel olamaz. Bu kritik dönemde CEO’ların karşı karşıya olduğu asıl zorluk, üst yönetim ekipleri ve yönetim kurullarıyla birlikte, önümüzdeki inovasyon ve sektörlerin yeniden yapılanacağı on yıl için şirketin değer yaratma reçetesinin nasıl değişmesi gerektiğine karar vermek. CEO’ların karşılaştığı sorunlara tek bir doğru yanıt yok — kimse küresel ekonominin on yıl sonra nasıl görüneceğini kesin olarak bilemez. Ancak belki de en büyük tehlike inkâr.
Bu seneki Küresel CEO Araştırması boyunca, iş ve faaliyet modellerini yeniden şekillendirme konusunda en ileriye ve en hızlı giden şirketlerin, daha az dinamik rakiplerini geride bıraktığına dair güçlü kanıtlar görüyoruz. Özetlemek gerekirse: